Doğu’nun Kayıp Silüetleri: Cenne Ulu Cami Belgeseli, izleyicilere hem tarihi bir yapıyı hem de bu yapının toplumsal işlevini sunar. Tarihi yapı, Mali’nin Cenne kasabasında yer almaktadır. Kral Sultan Kanburu , Müslümanlığı kabul ettikten sonra sarayını camiye dönüştürmüştür. Yapı 13. yüzyılda inşa edilmiş, 1907 yılında ise Fransız sömürge döneminde, geleneksel kerpiç yöntemiyle yeniden inşa edilmiştir. Tamamen çamurdan yapılan cami, dünyanın en büyük kerpiç yapısı olarak bilinmektedir ve 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir.
Cenne Ulu Cami’nin insanı kendine hayran bırakan bir özelliği vardır: Kolay bozulabilen ve zamanla aşınmaya açık bir malzemeden yapılmasına rağmen yüzyıllardır ayakta kalmayı başarmıştır. Peki, bunun sırrı nedir? Bu soruya yalnızca mimari açıdan değil, sosyolojik bakış açısından da yaklaşmak gerekir. Çünkü bu sürekliliği sağlayan şey toplumun yapısında gizlidir.
Cenne Cami yalnızca bir ibadet mekanı olmanın ötesindedir. “ Lefebvre ; toplumsal mekânın sadece fiziksel olarak algılanan mekânlarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda semboller, imgeler ve anlamlar aracılığıyla da inşa edildiğini savunur .” 1 Bu perspektife göre Cenne Cami ne kadar topraktan üretilen bir yapı olsa da ona yüklenen toplumsal ve kültürel anlam önem taşır. Dolayısıyla Cenne Cami’yi toplumsal anlamın kollektif olarak üretildiği bir alan olarak değerlendirilebiliriz.
Durkheim’ın kollektif bilinç kavramı burada devreye girer. Cenne Cami kollektif bilinç ve kutsalın somutlaştığı bir alan olarak yorumlanabilir. Bu nedenle kutsal-profan ayrımını incelemek anlamlıdır çünkü “Durkheim’e göre, dini düşüncenin ayırt edici özelliği kutsal-profan ayrımında yatmaktadır ”. 2 Profan kelimesinin sözlük anlamı dinle ilgisi olamayandır. Profan, kutsal olanın zıddı olan günlük, sıradan, dünyevi şeyleri kapsar. “Kutsal ile Profan birbirine zıt, ancak birbiri yerine geçebilen (ya da birbirine dönüşebilen) ikili kavram çiftidir”. 3 Dolayısıyla kutsal olan şeyler zamanla kutsallığını yitirebilir veya kutsal olmayan şeyler zamanla kutsallaşabilir. Bu kutsallaşma süreci bir topluluk veya grupların ortak anlam yüklemesiyle gerçekleşir. Nitekim Cenne Cami’nin ilk inşasında bunu görmek mümkündür. Önceden saray olarak kullanılan bina Müslümanlığa geçişle birlikte camiye dönüşmüştür. Başka bir ifadeyle saray gündelik, dünyevi, kralın otoritesini yaşattığı sıradan profan bir unsurken Müslümanlığa geçişle birlikte yeni bir anlam kazanmış toplumu birleştiren dini bir yapı haline gelerek kutsallaşmıştır.
Durkheim’e göre “Bütün kutsal sembollerin en temel işlevi, toplumun farklı mensupları arasındaki dayanışma ve bütünleşmeyi güçlendirmektir. Buna göre din, toplumsal dayanışmanın önemli bir anlatımını ifade etmektedir .” 4 Belgeselde gösterilen Çamur Bayramı bu görüşü somutlaştırır. Cami her yıl şiddetli yağmurlardan önce nehir yataklarından kaplarla taşınan çamurlar sayesinde onarılır. Bu onarıma genç, yaşlı, kadın her kesimden insan katılır. Bu birliktelik toplumsal normların aktarımını sağladığı gibi yapının sürekliliğini de sağlar. S üreç Durkheim’ın toplumsal dayanışma anlayışı ile açıklanabileceği gibi Marx’ın praksis kavramı ile de yorumlanabilir; “ praksis , insanın emeği aracılığıyla toplumsal ve doğal dünyayı dönüştürmesi anlamına gelir.” 5 Buna paralel olarak Marx’ın, “İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar.” 6 sözleri, bireylerin geçmişten devraldıkları koşulları dikkate alarak toplumsal yapı içerisinde rol aldığını gösterir. Cenne halkı da bu bağlamda, coğrafi zorluklar ve yoksulluk gibi koşullara rağmen caminin hem fiziksel hem de toplumsal unsurlarını kendi emekleriyle sürdürerek topluma katkıda bulunur. Bu durum Giddens’ın yapılaşma teorisiyle de uyumludur; teori, “bireyin, toplumun yeniden üretimi sürecine aktif olarak katıldığı inancına dayanmaktadır .” 7 Cami toplumun eylemleriyle varlığını sürdürür ve gerçekleşen onarımlar, toplumsal hayatın, dayanışmanın ve aidiyetin eylemler aracılığıyla yeniden üretilmesini sağlar.
Onarım bittikten sonra halk, dans edip birbirine çamur atar ve çamuru vücutlarına sürer; bu eylemlerin şans getireceğine inanılır. Böylece çamur profan bir unsur olmaktan çıkarak kutsal bir ritüelin parçası haline gelir. Bu çerçevede, Turner’ın görüşlerine baktığımızda, “ritüeller toplumsal yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan temel işlevlere sahiptir .” 8 Ayrıca “ Ritüelin döngüselliği içinde tekrarlanan edimler toplumsal belleği canlı tutarak aslında belleğin silinmesini engellerler ”. 9 Bu nedenle Çamur Bayramı gibi ritüeller geçmişle bugün, bireyle toplum arasında bir köprü kurarak kollektif hafızayı korur ve toplumsal aidiyet için katkı sağlar.
Bu aidiyet duygusu, toplumsal birliği ve ortak coşkuyu da güçlendirir. Çamur bayramının şenlik havasında geçmesi Durkheim’ın kollektif coşku ( collective effervescence ) kavramına güzel bir örnek oluşturur. Bu coşku insanları günlük hayatın zorluklarından uzak tutar ve aidiyet duygusunu güçlendirir. Belgeselde öğretmen Aminatta’nın “Bugün biz bütün dertlerimizi unuttuk. Kendimiz için bir şey yapmadık başkaları için bir şey yaptık. Tüm müslümanlar için dua ettik.” şeklindeki ifadesi bununla açıklanabilir. Halk yaşadığı toplumsal sorunlara rağmen (yoksulluk, temiz su sorunu vs.) tüm kesimleriyle yüzyıllardır devam eden bu geleneğe katılması kendi toplumuna duyduğu aidiyetin ve bağlılığın göstergesidir. Aynı zamanda tüm müslümanlar için dua etmeleri daha geniş bir grup olan müslüman topluluğuna duyduğu aidiyetinin göstergesidir.
Sonuç olarak Cenne Ulu Cami, yoksulluk ve zorluklarla dolu coğrafyada halkın Çamur Bayramı ile kollektif bilinci nasıl inşa ettiğinin bir sembolüdür. Cenne Cami’nin yüzyıllardır ayakta kalmasını sağlayan unsur çamur, kil, mimari teknik gibi ögelerden ziyade, g enç, yaşlı, kadın, çocuk herkesin katılımıyla gerçekleşen ortak emek ve dayanışmadır. Cenne Cami, yalnızca bir ibadet mekanı olmanın ötesinde, toplumsal bağların yeniden üretildiği ve bilincin, umudun ve dayanışmanın somutlaştığı kültürel bir sembol hâline gelmiştir. Her yıl gerçekleşen onarımlar, geçmişle bugün arasında bir köprü kurarak halkın hem kimliğini hem de toplumsal bilincini inşa etmesine olanak sağlar. Bugünün dünyasında betonla, çelikle çok daha sağlam yapılar inşa ediliyor olabilir; ancak asıl mesele, sağlam b ağları, bilinci ve dayanışmayı inşa edebilmekte yatmaktadır.
KAYNAKÇA :
Akbaş, A. (2024). “Henri Lefebvre’in Sosyolojisi: Gündelik Hayatın Eleştirisi”, HABITUS Toplumbilim Dergisi, (5), 73- 94.
Alpay, H. A.;Şahin,M. C. (2019), Émile Durkheim: Sistematik Din Sosyolojisine Katkıları Açısından Bir Değerlendirme, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 10, s. 49.
Akgün, M., (2019), “Kutsal Ve Seküler Düalizminde Seküler Kutsallığın Kuramsal Bir Değerlendirilmesi”,( Yıldız Teknik Üniversitesi Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi).
Okumuş, E.; Baltacı, A. (2020), “Din Sosyolojisinde Emile Durkheim - Bir Giriş Denemesi”, Journal of Islamic Research, 31(1),32-49
Binici, U. (2013). Anthony Giddens’ın Yapılaşma Teorisinde Eylem Sorunsalı.Yüksek Lisans Tezi, Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Aydın.
Gezgin, E. (2016). Anthony Giddens ve Yapılaşma Teorisi Üzerine Bir Tartışma, s.84.
Motif Akademi Halkbilimi Dergisi / 2012-2 (Temmuz-Aralık) (Balkan Özel Sayısı-II), S.344-350 Kültürel Belleğin Ritüel Yoluyla Kuruluşu / S. Murtezaoğlu