Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Çocuklar Medya Sahnesinde

Çocuklar Medya Sahnesinde : Dijital ve Yerel Medyada Hakları Korunuyor mu? 
Çocukların yerel ve sosyal medyada artan temsili; mahremiyet, rıza ve “çocuğun yüksek yararı” ilkesi açısından tartışma yaratıyor. Uzmanlara göre ise bu görünürlük, çoğu zaman mahremiyet, rıza ve “çocuğun yüksek yararı” ilkesini geri plana itiyor.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yaklaşırken, çocukların yerel medya içeriklerinde ve dijital platformlarda artan görünürlüğü, çocuk hakları perspektifinden yeniden gündeme geliyor. Bu görünürlük, her zaman çocukların haklarını önceleyen bir çerçevede mi gerçekleşiyor?

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi, çocuklarla ilgili tüm kararlarda “çocuğun yüksek yararının” esas alınmasını zorunlu kılıyor. Aynı sözleşmenin 16. maddesi ise çocukların özel hayatına yönelik keyfi müdahaleleri yasaklıyor.

Türkiye’de Anayasa’nın 20. maddesi de özel hayatın gizliliğini güvence altına alıyor. Buna karşın, çocuklara ait görüntü ve bilgilerin dijital ortamda yaygın biçimde paylaşılması, bu güvencelerin pratikte nasıl korunduğu sorusunu gündeme getiriyor.

Dijital İz Doğumdan da Önce Başlıyor

Araştırmalar, çocukların dijital ayak izinin çoğu zaman doğumdan önce oluşmaya başladığını gösteriyor. Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf ve videoların kalıcı niteliği, çocukların ilerleyen yaşamlarında kontrol edemeyecekleri bir dijital kimlik oluşmasına yol açabiliyor.

Uluslararası literatürde “sharenting” olarak adlandırılan ebeveyn paylaşımlarının, çocukların mahremiyet hakkı ve kimlik gelişimi üzerinde uzun vadeli etkiler doğurabileceği belirtiliyor.

 

Görünürlük ve İçerik Üretimi

Çocukların yer aldığı içeriklerin sayısı, özellikle sosyal medya üretimlerinde artıyor. Kurgulanmış içeriklerde yer almaları, erken yaşta performans baskısı ve sürekli görünür olma beklentisini beraberinde getirebiliyor.

Takipçi sayısı, izlenme oranı ve beğeni gibi ölçütler üzerinden değerlendirilen içeriklerde, çocukların bir “etkileşim unsuru” olarak konumlandırılması riskine dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre mesele yalnızca görünürlük değil; bu görünürlüğün hangi koşullarda ve kimin kararlarıyla üretildiği kritik.


 

Rızaları Yönlendiriliyor, Hakları Göz Ardı Ediliyor 
Çocukların dijital içeriklerde yer almasına ilişkin en temel tartışmalardan biri de rıza. Araştırmalar küçük yaş gruplarında rızanın çoğu zaman ebeveyn yönlendirmesiyle şekillendiğini gösteriyor.Çocukların temsiline ilişkin karar süreçlerinde birey olarak faydasına ve görüşlerine ne ölçüde başvurulduğu ve katılım haklarının ne kadar gözetildiği ise tartışmalı. Çocuk özelindeki hak kanunları, onların yüksek yararını önceliyor ve katılım haklarının gözetilmesi gerektiğini işaret ediyor.

Klinik Psikolog Adem Çalıkkılıç  çocuğun dijital içerik üretiminde yer alması konusunda mesleki temelli görüşlerini paylaştı. “Çocukların dijitalde görünür olması benlik sınırlarının bulanıklaşması, mahremiyet algısının zayıflaması, dışsal onaya aşırı duyarlılık ve performans temelli öz-değer gelişimi gibi uzun vadeli psikolojik etkiler açısından dikkatle ele alınmalıdır” dedi.  Temel etik soru, çocuğun “görünür olup olmaması” değil; bu görünürlüğün hangi koşullarda, hangi güç ilişkileri içinde ve çocuğun ruhsal bütünlüğünü koruyacak biçimde inşa edilip edilmediğidir” ifadesiyle Çalıkkılıç, gelişim psikolojisi literatürünün, çocukluk ve ergenlik döneminde öz-değer algısının büyük ölçüde dışsal geri bildirimler üzerinden şekillendiğini belirtti. Özellikle sosyal medya benzeri yüksek geri bildirimli sistemlerde beğeni, izlenme ve etkileşim gibi metriklerin çocuk için dolaylı bir “değer ölçütüne” dönüşme riskine dikkat çeken Çalıkkılıç bu durumun, çocuğun içsel motivasyonunu zayıflatabileceğini ve benlik algısının performans temelli inşasına yol açabileceğini ifade etti (American Psychological Association, 2023). “Nitekim araştırmalar, dijital platformlardaki sürekli görünürlük ve sosyal onay odaklı yapının çocuk ve ergenlerde kaygı belirtileri, beden algısı sorunları ve duygusal düzenleme güçlükleri ile ilişkili olabileceğini göstermektedir” dedi (Odgers & Jensen, 2020; Livingstone & Blum-Ross, 2020).


 

23 Nisan’ın Öznesi, Haklarının Sahibi Çocuklar 
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ise bu ilkenin sembolik olarak değil, sosyal yaşamda da uygulanıp uygulanmadığını sorgulamak için bir eşik olarak değerlendiriliyor. 23 Nisan, çocukların sahnede olduğu bir günlük seyirlik bayramdan öte; çocukların hak öznesi olarak tanındığı tarihsel bir çerçeveyi hatırlatıyor. Atatürk, bayramı çocuklara armağan ederken onları pasif bir seyirlik figür olarak değil, kendi haklarını talep edebilecek bireyler olarak görmüştü. Tam olarak 23 Nisan bu soruyu yeniden sormak için bir fırsat:

Çocuklar görünür mü kılınıyor, 
yoksa gerçekten görülüyor mu?


 

Haber: Mine Doğan 

Nisan 2026-İstanbul


 


 

Mine Doğan

Merhaba, 18 yıllık iletişim alanındaki tecrübem ve Çocuk Gelişimi lisans mezuniyetim, yanı sıra destekleyici eğitimler (Bağımlılık Danışmanlığı, Oyun Terapisi, Öğrenci Koçluğu) sayesinde bugün sıklıkla yetişkinlerle çalışan, danışanlarından memnuniyet dönüşleri alan bir Aile Danışmanıyım.

Dergiler