Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Fatma Kurtoğlu

“Bir Kadının Omuzlarında Taşınan Sessiz Dünya”

 

Bazen bir kadının yüzüne bakarsınız; gülümser gibi görünür ama o gülümsemenin ardında yıllardır kelimelere dökülmemiş bir yorgunluk saklıdır.

Kimsenin bilmediği, bilse de görmezden geldiği bir yük…

Günümüz kadını artık tek bir kimliğe sığmıyor.

Sabah işe yetişmeye çalışırken bağlı olduğu kurumun beklentilerini, kreşe bırakırken çocuğunun gözlerindeki masumluğu, eve girerken eşinin sessizce bekleyen ihtiyaçlarını ve sonunda kendine ayırması gereken ama sürekli ertelediği zamanı taşıyor.

Bir kadın, gün boyunca defalarca parçalanıp tekrar toparlanıyor.

Ama kimsenin aklına sormak gelmiyor:

“Sen bugün kendin için ne yaptın?”

Görünmeyen Savaş: Kadının Çoklu Rolü

Toplum, kadına birden fazla rol verir ama ona tek bir beden ve tek bir ruh bırakır.

Ve bu roller çoğu zaman çatışır.

• İş yaşamı: Performans baskısı

• Ev yaşamı: Düzen beklentisi

• Çocuk: Güvenli bağlanma ihtiyacı

• Eş: İlgi ve iletişim isteği

• Toplum: “Mükemmel ol” dayatması

• Kadının kendisi: Sessiz bir yardım çağrısı

Hiç kimse bu rollerin her birinin aynı anda ve tek kişide biriktiğini fark etmez.

Anne de, eş de, çalışan da, öğrenci de, toplumun yüklediği beklentilerin hedefi de aynı kişidir.

Ve o kişi, çoğu zaman kendi ruhunda kaybolur.

Annelik: Sadece Fedakârlık Değildir; Bir Hak Mücadelesidir

Annelik yalnızca “çocuğu büyütmek” değildir.

Bir anne, bebeğini beslerken aslında toplumu besler.

Bir anne, çocuğunun güvenliğini sağlarken aslında bir ülkenin geleceğini inşa eder.

Bebeğin hakkı vardır:

• Güvenli bağlanma

• Sevgi dolu temas

• Tutarlılık

• Sıcak bir kucak

• İlgilenilen bir ruh

Ama annenin de hakkı vardır:

• Desteklenmek

• Dinlenmek

• Anlaşılmak

• Yalnız bırakılmamak

• Sosyal baskıya maruz kalmamak

• “Eksik” olarak görülmemek

Ne yazık ki toplumda çoğu zaman sadece bebeğin hakkı konuşulur;

annenin hakkı ise unutulur.

Eş ile Kadın Arasında Sessiz Bir Mesafe

Bebek dünyaya geldiğinde anne yeni bir hayata doğar; baba ise çoğu zaman eski hayatında kalır.

Kadın değişir, öncelikleri değişir, duyguları değişir.

Bazen gece emzirirken, bazen işten yorgun argın eve dönerken içinden sadece şunu geçirir:

“Biraz da beni düşünen olsun…”

Eşler arasında iletişim azaldığında, kadın yorgunluğunu içine gömer; erkek ise bu sessizliği yanlış anlar.

Oysa her şey bir cümleyle başlayabilir:

“Bugün çok yoruldum. Beni duymanı istiyorum.”

Suçluluk: Çalışan Annenin En Büyük Yarası

Çalışan annenin zihni iki yerde birden kalır:

Beden iştedir ama ruhu çocuğundadır.

Çocuk kreşte uyurken, anne toplantıda gözlerini kısıp içinden “Acaba şimdi iyi mi?” diye geçirir.

Toplum ise çoğu zaman affetmez.

“Çocuğuna bakamıyor”,

“Evini toparlayamıyor”,

“Çalışması doğru değil” gibi sözlerle annenin ruhunu yaralar.

Oysa çalışan anne çocuğunu ihmal etmiyor, aksine ona güçlü bir rol model oluyor:

“Ben varım, ayaklarımın üzerinde duruyorum.”

Peki Çözüm Nerede?

Bir toplumun gelişmişlik seviyesi, kadınını ne kadar desteklediğiyle ölçülür.

Bir anne desteklenirse:

• Çocuk daha güvenli büyür

• Eş ilişkisi güçlenir

• Ev içi huzur artar

• Depresyon ve tükenmişlik azalır

• İş yaşamında verimlilik yükselir

Bu yüzden çözüm;

Sadece kadını zorlamakta değil,

Kadını destekleyen bir sistem kurmaktadır.

✓ Esnek çalışma

✓ Kreş desteği

✓ Eşit sorumluluk paylaşımı

✓ Anneye sosyal psikolojik destek

✓ Annelik izinlerinin genişletilmesi

✓ Toplumsal algının değişmesi

Kadını yormak değil, güçlendirmektir mesele.

Son Söz: Bir Kadın Yalnız Değildir

Bu yazıyı okuyan her anne için şunu söylemek istiyorum:

Sen yetersiz değilsin. Sen çok şey yapıyorsun.

Toplumun üzerine yıktığı roller seni tükettiğinde bunu bil:

Senin mücadelen, bir çocuk için dünyanın en büyük güvencesi.

Annelik sadece bir rol değil, bir varoluştur.

Ve hiçbir kadın “güçlü olmak zorunda” bırakılmamalıdır.

Mutlu anne = Güvenli çocuk = Sağlam aile.

Ve güçlü toplum, ancak desteklenen kadınla mümkün olur.

 

 

Fatma Kurtoğlu

Aile Danışmanı

Dergiler