DOĞU’NUN KAYIP SİLÜETLERİ- CENNE CAMİİ
Din, bireylerin ve toplumun vazgeçemeyeceği bir kurum olarak karşımıza çıkar. Dinin toplumsal tezahürleri ve işlevleri açısından baktığımızda, onun hem birey ve aşkın varlık arasında, hem de bireyler arası bir iletişim aracı olduğu görülecektir.1 Emile Durkheim, dinin işlevsel yönünü; “bir toplumun meydana gelmesini sağlayan ayin ve inançlar sistemi olarak tanımlamıştır.” Cenne camii örneği üzerinden de bu tanım yapılabilir zira orada yaşayan insanların hayatlarını idame ettirmelerinin dışında bir amaçları daha var, o da camiinin onarımı. İlk kez 14.yy.’da saray olarak inşa edilen bu yapı, bugünkü haline 1907 yılında kavuşmuştur. “Dünyanın en büyük toprak yapısı” olarak bilinen Büyük Cenne Camii’nin her yıl bölge halkının taşıdığı çamurlarla onarılıyor olması bölge halkını ortak bir yapı üzerinden ortak bir amaç etrafında birleştiriyor. En zor coğrafyalardan birine karşı mücadele eden insanların bu ortak amaç sayesinden sıkıntılarını unuttuklarını Camii onarımı gününde insanların motivasyonları üzerinden gözlemliyoruz. Burada onarımı halkın ellerinde taşıdıkları çamurla yapıyor olması çok önemli . Verilen bu emek aynı zamanda orada yaşayan insanlar için de bir aidiyet duygusu oluşturuyor. Kasaba halkı için aidiyet duygusu yaptıkları ritüel ile de bağdaştırılabilir. Onarım sonrası kılınan ilk Cuma namazı buna örnek olabilir. Camii ibadethane olmasının yanı sıra buradaki halk nazarında bireyleri bütünleştirici, kapsayıcı, geleneklerine bağlı (gelenekler geçmişten gelen düşünceleri, ihtiyaçları ve duyguları ifade eder. Aynı zamanda, ırkın sentezidirler.) dayanışmacı bir toplum modeli oluşturuyor.
İslam'ın henüz çeyrek yüzyıl geçmeden Arap Yarımada'sından Afrika kıtasına yayılmaya başlamasıyla yerli toplumlarda büyük bir değişim yaşandı. Bir taraftan Mısır’dan bütün Kuzey Afrika sahilleri boyunca sürdürülen fetihlerle bu bölgenin yegane toplumu olan Berberiler Müslümanlaşırken, diğer taraftan bu fetihlerin bir kolu da bugünkü Libya'nın iç bölgeleri üzerinden Sahra bölgesine doğru uzanarak çöl toplumlarının İslam dinine girmelerini sağladı. Bu arada Arap Yarımadası da Kızıldeniz üzerinden ve Aden Körfezi çevresinden Afrika'nın doğu sahilleriyle İslam öncesi dönemlerde var olan bağlantısını daha da kuvvetlendirdi. Böylece İslam'ın kısa zamanda Kızıldeniz'in batı sahillerinde ve Hint Okyanusu'nun Doğu Afrika sahillerine yakın çok sayıdaki adada yayılmasıyla birlikte, kıtayı çevreleyen bir İslami kuşak oluştu.
Afrika toplumları İslam'ın bölgelerinde yayılmasıyla birlikte yeni bir fetih ruhuna ve medeniyet anlayışına kavuştular. Mısır'dan başlayan bu yeni dinin yayılma anlayışını kıtanın hemen hemen pek çok tarafına götürdüler. Şehirleşme sadece-sahillerle sınırlı kalmadı ve iç bölgelerde de Timbüktü (Mali), Bornu, Kano ve Sokoto (Nijerya), Harar (Etiyopya) gibi merkezler daha 16. yüzyılda önemli birer ticaret, kültür ve eğitim merkezlerine dönüştü. Sömürgecilik öncesi dönemde Afrika kıtasında Müslümanları temsil eden Osmanlı devleti yüzyıllarca varlığını sürdürdü. Ancak, Avrupa’da başlayan aydınlanma ve sömürgecilik ile birlikte Osmanlı Devleti'nin bu kıtadan çekilmesiyle Afrika ülkeleri için zor dönemler başlamıştı . Sömürgecilikle birlikte Afrika'da hiçbir Müslüman idare kalmadığı gibi, Osmanlı Devleti'ne bağlı eyaletler de birer birer elden çıktı. Osmanlı'nın son kalesi konumundaki Trablusgarp İtalyanların eline düştü. Bundan böyle geçmişteki hanedan devletlerinden herhangi birisinin devam etme ihtimali tamamen ortadan kalkmış oldu. Afrika kıtası yarım asır bile sürmeyen bir zaman diliminde Avrupalı devletlerin ellerine düştü. Kısa zamanda alınan aş ırı tedbirler sonucu, kendi örf ve adetlerine bağlı yerli toplumları zayıflatmayı başardılar. Afrika'daki Müslüman toplumların hayat tarzlarında menfi manada büyük tahribat yaşandı.4
Sömürgeciliğin hüküm sürdüğü bu topraklar , dünyanın en yoksul ve çocuk ölüm oranının en yüksek olması dünyadaki gelir eşitsizliğini ve imkanların erişilmezliğini gözler önüne sermektedir.
BM, sömürgeciliği; “Afrika, Asya ve Karayipler’de, yerli halklara ait, sömürge güçlerinden okyanus ile fiziksel olarak ayrı düşmüş olan toprakların işgali” şeklinde tanımlamaktadır. Başka halkların topraklarının ve mallarının işgal ve kontrol edilmesi olarak tanımı yapılan sömürgecilik kavramını biraz daha genişleterek, bir ülkenin başka ülke ya da ülkeler tarafından siyasi, ekonomik, askerî, hukuki, kültürel alanlarda kontrol edilmesi şeklinde açıklamak mümkündür.2 Günümüz Afrika’sında yaşanan toplumsal ve siyasi birçok sorunun temelinde sömürgeciliğin yattığı genel olarak kabul görmektedir. Yaşanan bu sorunların sürdürülebilir bir şekilde çözülmesinin önündeki en büyük engellerden birisi de Afrika’da bulunan zayıf veya başarısız devletlerin kurumsallaşma süreçlerini tamamlayamamış olmasıdır.3
Avrupalı devletler, sömürgecilik öncesinde Afrika'dan bazı ticaret malları temin ederlerken karşılığında da kendi mallarını satmaktaydılar. Başta altın ticareti olmak üzere, tuz, kereste, devekuşu tüyü ve fildişi dışında elde etmesi kolay bazı madenler Afrika'nın sahil bölgelerine ulaştırılıyor ve buralardan Avrupa pazarlarına sevk ediliyordu. 19. yüzyılın ikinci yansında bununla yetinmeyen Avrupalılar, gelecekte ülkeleri için büyük imkanların kıtanın iç bölgelerinde olduğunu keşfettiler ve buraya nüfuz etmeye başladılar. Kıyasıya bir mücadeleye girerek bütün kıtayı aralarında yaptıkları anlaşmalarla paylaştılar ve buradan elde ettikleri imkanlarla 20. yüzyılın her bakımdan güçlü Avrupa devletlerinin temellerini attılar. Gerçi benzeri uygulamalar Güney Amerika ve Güney Asya sömürgeleri için de geçerli olsa da hiçbirisinden Afrika kadar verim elde edemediler. Sömürgecilik dönemi boyunca o günün imkanlarıyla kıtanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarından sınırlı oranlarda istifade edildiği anlaşıldı. Yeni araştırmalar sonucu 21. yüzyılın güçlü iktidarları geçen yüzyılda olduğu gibi gelecekte de Afrika'nın kaynaklarına sahip olmak isteyeceklerdir.4 Mali, Afrika’da altın üreten üçüncü ülke olmasına karşın bu yeraltı zenginliği halka refah olarak yansımamaktadır. Cenne kasabasını incelediğimizde Batı aydınlanmasının ürünü olan sömürgeciliği ve bunun sonucunda eşitsiz gelir dağılımıyla günde üç öğün yemek yemenin zengin sayıldığı bir halk zorluklarla baş etmek durumundadır. Afrika toplumlarının içine düşürüldüğü yoksulluk ve bunun neticesinde yaşanan açlık, aslında gelecekte dünya dengelerini belirleyecek ülkeler için büyük fırsatlar sağlamaktadır. Çünkü Afrikalı toplumlar içine düştükleri çaresizlik içinde kıvranırken bilhassa güçlü Avrupalı devletler, bir taraftan bazı konularda onlara insani yardım elini uzatsalar da diğer taraftan el attıkları ülkelerin bütün kaynaklarının kullanma haklarına sahip olmayı hedefliyorlar.4 1960’lı yıllarda, sömürge bölgelerindeki sınırlar eski sömürge güçleri tarafından yeniden çizilmiştir. Afrika’daki sınırların doğal görünümlü olmayıp, cetvelle çizilmiş gibi durmasının nedeni, siyasi hesaplamalarla gerçekleştirilen ayırmanın sonucudur. Sömürgecilerin bu hareketi bile, onların sömürge sonrası için hâlâ aynı yerlerde çıkarlarının, planlarının olduğunun bir göstergesidir.
Cenne kasabası genellikle geniş ailelerden oluşmaktadır. Yüksek gelirli uluslarda ailelerin gittikçe küçülmesi eğilimi varken bu manzara özellikle Afrika, Asya’daki düşük gelirli uluslarda farklıdır, buralarda kadınlar çocuk büyütme konusunda çok az alternatife sahiptir. Yapılan çalışmalarda kadınların gelirinin çok düşük olduğu ekonomilerde doğurganlık oranlarının yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelirin artması ile kadınların işgücüne katılımları artmakta ve beraberinde düşük doğum oranları görülmektedir (Serhat Akın’dan alıntı ile Chani, Shahid ve Hassan,2012, s.1 ).5
Belgeselde insanların gündelik yaşamlarında iş bölümü yaptıklarını gözlemliyoruz. Camii onarımı dışında günlük yaşam içinde de bilinçli bir dayanışma ve organizasyon var . Durkheim, ortak duygulara ve sanayi öncesi toplumların üyeleri arasında güçlü olan ahlaki değerlere dayalı sosyal bağlar için mekanik dayanışma terimini kullanmıştır. Durkheim bu bağları; insanların birbirine otomatik olarak, ortak bir şeye ait olma ve benzer şekilde eylemlerde bulunma hissiyatını “mekanik” olarak adlandırmıştır. Cenne kasabasında yaşayan bu insanlar Durkheim’ın tanımı üzerinden incelendiğinde ortak bir amaç ve ortak inanç doğrultusunda mekanik dayanışma içerisinde yaşamlarını sürdürmektedirler.
Mali ülkesinde Cenne kasabasında yaşayan insanların iş bölümü yaptığını gözlemliyoruz. Kurulan Pazar yerinde alıcı ve satıcıların kadın, malzemeleri taşıyanların erkek olması toplumsal cinsiyetin sosyal tabakalaşmanın temel bir boyutu olduğu açıklanmaktadır. Toplumsal cinsiyet bizim diğerleriyle nasıl etkileşim kurduğumuzu ve kendimiz hakkında nasıl düşündüğümüzü şekillendiren toplumsal örgütlenmenin bir boyutudur.
Belgesel filmler bir şeyleri olumlu yönde değiştirebilme ve farkındalık sağlayabilme gücüne sahiptir ( Tuğcu’da alıntı ile Tobias, 2007, s. 232). Mevcut bir konuya farklı açılardan bakabilmeyi ve yeni düşünceler oluşturabilmeyi sağlarlar ( Tuğcu’da alıntı ile Rotha, 2000, s. 95).6 İzlemiş olduğumuz Cenne camii belgeseli bu açıdan bakıldığında farkındalık kazandıran, olaylara farklı bir perspektiften bakabilmeyi sağlayan oldukça derin, farklı kavramların tartışılmaya zemin hazırladığı bir belgesel olmuştur.
Kaynakça
1- Ümit Aktı. Sosyolojik Açıdan Küreselleşme Ve Din (Basılmamış Doktora Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir 2008, s.64
2 -Yrd. Doç Dr. Deniz Altınbaş. İnsanlığa Karşı Suçlar Ve Yeni Sömürgecilik, s.36
3- Baransel Mızrak. Afrika’daki Devletleşme Süreçlerinde Yaşanan Sorunlar: Sömürge Öncesi Ve Sonrası Döneme Dair Bir Değerlendirme , Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi. s.1.
4- Doç.Dr. Ahmet Kavas. Yeni Sömürgeciliğin Afrika Toplumlarını Sosyoekonomik, Dini, Siyasi Alanlarda Birliğe Zorlaması . İslamiyet 8 (2005) sayı 2. Syf.25-38.
5- Yrd. Doç. Dr. Cemil Serhat AKIN, Dr. Cengiz AYTUN, Yrd. Doç Dr. Başak Gül AKTAKAS. Doğurganlığın Sosyo-Ekonomik Belirleyicileri: Sahra Altı Afrika Ülkeleri İçin Bir Uygulama . sayı 27 syf.112.
6- Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Said Tuğcu. Belgesel Sinemada Anlatı Yapısının Oluşturulması. Mayıs, 2022, 7(1).