NESLİHAN KARAHAN
TOPLUMSAL BAĞLAMDA YAŞAM, İNSAN, EĞİTİM; HAYATI KUCAKLAYAN YAZILAR
Öğretmen-yazar Erol Afşin’in ilk kitabı, Hayatı Kucaklayan Yazılar; şiirsel bir isimle raflarda yerini alalı çok oldu. En son 2020’de dördüncü baskıyı gören kitabın içinde kaleme alınan mevzular hâlâ güncelliğini yitirmedi; sadece teknolojik gelişmeyle evrimleşen iletişim araçları hariç. O da maddi dünyaya ait değişimin müspet yönde dönüşümü olarak çağa fayda sağlamak adına...
Kitap; insan, doğa, dil, kültür, eğitim, amaç gibi hayatın bir yanından yakalanan konulara kapı aralar. Menfi olaylara müspet yaklaşımlarla irdelenen yazılar kimi zaman ironik, mizahi bir dili yakalasa da daha çok didaktik bir üslup hâkim. Ancak kitabın deneme tarzında olması, bu öğretici anlatımı yapay kılmamış.
Mutluluk üzerine bir ön sözle açılır kitabın ilk sayfaları:
"Belki bazı çocukların bilgisayarları vardır, bazılarının da oynayacağı bir çemberi vardır. Ama her ikisi de mutludur. Çünkü onlar, çocuklar! Ellerinde olan varlığın değerini bilmekte ve onunla mutlu olmayı başarmaktır. Zengin, fakir iki çocuk yan yana gelse bile, ikisi de çok rahat anlaşılacaktır. Hiçbir sorunu olmayacaktır; çünkü onların, biz yetişkinler gibi çeşitli takıntıları bulunmamaktadır. Kalpleri sevgi doludur." (sy. 10)
Mutluluğun kendisinden çok, ölçüsünün önemini vurgulayan paragrafta bu olgunun araç değil amaç olduğu vurgulanır. Kimi insan küçük imkânlarla dahi mutluluğu yakalarken, kimi insansa büyük imkânlara rağmen mutlu olamamaktadır. İşte ölçüyü araç değil de amaç yapmak mevzusu burada rol oynamaktadır.
Kitaptaki konular katmer katmer açılıp birbirine bağlanabiliyor. Örneğin yine ilk sayfalarda "Düşünceler" adlı yazıda ise:
"Dünyada bütün insanlar aynı düşünseydi, zaten bir robotlaşma olmaz mıydı? Herkes aynı şeyi söylüyor, herkes aynı şeyi yapıyor! Bir an böyle olduğunu düşündüğümüzde, sadece gözüme robotlar ilişmektedir. Oysa insan, ne robot ne de başka bir maddi varlık... O sadece sevgiden örülmüş bir varlık! Sevgisiyle, farklı düşüncelere dalar ve o düşüncelerle bazı eylemleri gerçekleştirir."
diyerek bir önceki mevzuyu daha da anlaşılır kılmaktadır. Her şeyin insanın düşüncesine, yani amacına bağlı olmasıyla olayların neticesi gün yüzüne çıkmaktadır.
Afşin’in kitapta özellikle vurgu yaptığı konulardan biri de toplumun kültürel şekillenişidir. Kültürün şekillenişinin ana unsurunun dil olduğunu medeniyetlerin oluşumlarından biliyoruz. Bu medeniyetlerin dile hassasiyeti ne kadar inceyse, o kadar yaşamla taçlandırılıyor. Dil, bir manada milletin medeniyete yaşamasının nefesi oluyor.
"Kıraathane" yazısında bunu izah eder: "Kıraat" kelimesinin anlamına baktığımız zaman karşımıza "okumak" anlamı çıkmaktadır. Kıraathane şeklinde söylediğimizde de "okuma salonu" olarak hafızalarda yer edinmektedir.
Türk Dil Kurumunun sözlüğünde iki madde göze çarpmaktadır. İkincisi bizi daha çok ilgilendiriyor: "Müşterilerinin okumaları için gazete ve dergi bulunduran..." şeklinde devam eden açıklamada okuma eylemi geçmektedir. Bizim kıraathanelerde maalesef okunacak bir şey bulmak güçtür. Eğer gazete varsa da bu ağırlıklı olarak spor gazeteleridir. Dergi adına bir şey bulamayacağımız açıktır.
Yazar; hayatın içindeki insanlar arası çatışmalarda, suç ve suça müdahalede verilen cezaların eğitici olmasına değinir. Aile içi şiddetin son zamanlarda artmasının da aile içi diyalogların zayıflamasına bağlı olduğuna vurgu yapar. İşte bu konuda: "Toplumsal olarak cezalar verilirken bile eğitici olmalıdır bu!" der. Çünkü sonucu akim kalan cezalar, işlevsel olmamakla birlikte kişileri mağdur etmektedir.
"Kalpten Gelen Sevgi" adlı yazıda:
"Kalp ile sevgi birleşmiştir ve şiirlerde kalp ile sevgiyi çoğu zaman birlikte görebilirsiniz. İkisi de bütünleşerek tek bir anlamı ifade etmektedir. Karşımızdaki insana özümüzdeki sevgiyi, hiçbir karşılık beklemeden sunmak, bizleri tarifi zor bir mutluluğa sevk edecektir. Yolda giderken simidimizden bir parça başkasına vermek, tanımadığımız birine selam vermek... Hiçbir art niyet olmaksızın bunları yapabildiğimiz takdirde, gerçekten de mutlu olduğumuzu hissedeceğizdir." (sy. 165)
Burada karşılıksız, koşulsuz sevgi ve beraberinde paylaşımın özverisi vurgulanır. Çünkü paylaşmanın kendi içinde yansıyan bir özverisi vardır. Acıyı paylaşırsak acı azalır, mutluluğu paylaşırsak mutluluk çoğalır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün "Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir" vecizesine denk geliyoruz sayfalar ilerledikçe. Bu yazı da meslek liselerini menfi-müspet babında değerlendirir yazar. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün vecizesi de sanatın gerekliliğine yönelik olduğu için, meslek liselerine de dolaylı bir atıf vardır. Sanatı işleyen meslek liseleri kimi insan için hayata tutunma aracı olmuştur. Bu sayfaları okurken önceki senelerde katıldığım bir resim sergisini hatırladım. Sergide sanatçıların tablolarının kenarlarındaki küçük notlar ilgimi çekmişti. Bir tanesinde:
Max Bill (1908-1994)
İsviçre'de doğdu, Almanya ve İsviçre'de yaşadı. Altı Bölgeden Vurgular / Tuval üzerine yağlı boya, 1955.
"Max Bill, sanatın politik ve toplumsal iyilik için kullanılabileceğine inanır. Bill'in sanatı, duygu ya da ifadeden ziyade mantığa dayanmasına rağmen esas olarak soyuttur. 'Bir sanat eseri, icra edilmeden önce tamamen zihin tarafından tasarlanmalı ve şekillendirilmelidir' diye anlatır. Bill, işlerinde geometrik yapılar kullanırken bunları içgüdüyle dengeler ve sonrasında 'Sanat özgürlüğün ifadesidir' diye belirtir."
diye bir anekdot yazılıydı. Öyle sevmiştim ki bir yere not etmişim. Bu not bana Köy Enstitülerini hatırlatmıştı. Sonuçta Köy Enstitüleri kuruluş amaçlarından biri; çemberin dışında kalan köy çocuklarını tabiattan istifade ederek gerek tarıma gerek sanata yönlendirici eğitimle halka faydalı vatandaşlar yetiştirmektir. Ama öyle olmadı. Senelerce bol çatışmalı mevzular günümüze kadar geldi. Sonuç akim kaldı ve o yüzden uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum.
Deneme usulü ilerleyen kitap, ara ara didaktik cümlelere nefes aldırarak daha yumuşak bir dile evrilir. "Kaf Dağı’nın Ardındaki Mutluluk" yazısı bunlardan birine örnektir:
"Sonbaharda bulutların bir araya gelip birden gök gürültüleri çıkarması ve şimşeği yaymaları da bir mutluluktur; gökten rahmet yağıyor. Bunlar bakış açısına göre mutluluktur; kimine göre yağmurun yağması felaket, kimine göre de mutluluktur. Ancak mutluluk herkes için vardır, yeter ki yakalamayı bilelim. Herkesin bahçesinde çiçek açar; kimi onu görüp tebessümler saçar etrafına, kimi ise umursamadan yoluna devam eder. Aynı imkânlar herkesin elinde; buradan yola çıkarak anlaşılıyor ki mutluluk, sadece kendisini isteyenlerin yanındadır!" (sy. 39)
Kişinin olay ve olgulara bakış açısı; yaşadığı aile ve sosyal çevreden istemsizce etki almakta ve ona göre şekillenmektedir. İnsan yaşadığı aile ve toplumdan bağımsız değildir. Ancak kendi bilinciyle bu olay ve olguları sentezleyerek bakış açısına yön verebilir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırarak fayda eksenine çağrışım yapabilir.
Erol Afşin, Hayatı Kucaklayan Yazılar kitabında naif gönlünü açarak okuyucuya yaşama dair analizler sunmaktadır. Ben kalemim döndüğünce okuduklarımı aktarmak istedim. Kitabın ve yazarın yolu açık olsun.