Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Tuba ÇAKMAK

Pusula Saatten Önce İcat Edildi

“Pusula, saatten önce icat edildi; çünkü yön, oraya varmanın ne kadar süreceğinden daha önemlidir.”

Bu cümle, aslında hayatın en önemli gerçeklerinden birini anlatır:

Nereye gittiğini bilmek, ne kadar hızlı gittiğinden daha önemlidir.

İnsan hayatı boyunca sürekli bir yerlere yetişmeye çalışır. Daha erken yaşta başarılı olmak, daha çok para kazanmak, daha iyi bir işe sahip olmak, evlenmek, bir ev almak, bir şehirden başka bir şehre taşınmak, bir hayali gerçekleştirmek… Zaman geçtikçe insan kendisine şu soruyu sorar:

“Neden hâlâ istediğim yerde değilim?”

Oysa belki de asıl sormamız gereken soru bu değildir.

Belki de sormamız gereken:

“Ben gerçekten gitmek istediğim yere mi gidiyorum?”

Çünkü insan yanlış yöne doğru ne kadar hızlı ilerlerse ilerlesin, sonunda istediği yere ulaşamaz.

Saat bize zamanı gösterir. Pusula ise yönü.

Saat, “Ne kadar zaman geçti?” diye sorar.

Pusula ise “Hangi taraftasın?” der.

Hayatta da çoğu zaman zamana fazla önem veririz. Yaşımızı hesaplarız. “Şu yaşımda bunu yapmalıydım.” deriz. Çevremizdeki insanların hayatlarına bakar, onların bizden daha ileride olduğunu düşünürüz.

Birisi bizden önce evlenmiştir.

Birisi bizden önce kariyer yapmıştır.

Birisi daha çok para kazanmıştır.

Birisi çoktan hayalini gerçekleştirmiştir.

Ve biz, kendi yolculuğumuzu onların zamanı üzerinden değerlendirmeye başlarız.

Oysa herkesin yolu farklıdır.

Hayatın bir son kullanma tarihi yoktur.

Bir insanın yirmi beş yaşında bulduğu şey, bir başkasının kırk yaşında karşısına çıkabilir. Birinin erken ulaştığı bir başarı, başka biri için yıllar sonra anlam kazanabilir.

Önemli olan başkalarından önce varmak değildir.

Önemli olan vardığın yerin sana ait olmasıdır.

Çünkü bazen insan başkalarının istediği hayatı yaşarken kendi hayatını kaybeder.

Toplum ne der diye bir meslek seçer.

Ailesi mutlu olsun diye bir karar verir.

Yalnız kalmamak için yanlış bir ilişkide kalır.

Herkes böyle yapıyor diye kendi istemediği bir hayatı kabul eder.

Sonra yıllar geçer ve insan bir gün kendisine şu soruyu sorar:

“Ben bu hayatı gerçekten kendim mi seçtim?”

İşte o anda pusulanın önemi ortaya çıkar.

Pusula, insanın içindeki “Ben nereye gitmek istiyorum?” sorusudur.

Bazen insanın hayatında durması gerekir.

Koşmak yerine durmak…

Herkes ilerliyor diye ilerlememek…

Bir süre hiçbir şey yapmadan kendini dinlemek…

Çünkü bazen kaybolduğumuzu anlamanın tek yolu durmaktır.

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, sürekli hareket hâlinde olmayı ilerlemek sanmaktır.

Oysa hareket etmek başka, ilerlemek başkadır.

Bir insan yıllarca çalışabilir ama mutlu olmayabilir.

Yıllarca bir ilişkide kalabilir ama sevildiğini hissetmeyebilir.

Yıllarca aynı yerde yaşayabilir ama kendisine ait bir hayat kuramayabilir.

Dışarıdan bakıldığında hayatı ilerliyor gibi görünür.

Ama pusulası başka bir yönü gösteriyorsa, aslında olduğu yerde dönüp duruyordur.

Bu yüzden insanın zaman zaman kendisine cesurca sorması gerekir:

“Ben gerçekten istediğim hayatı mı yaşıyorum?”

Bu sorunun cevabı her zaman kolay değildir.

Çünkü doğru yönü bulmak bazen bir şeyi kazanmak değil, yanlış olanı bırakmayı göze almak demektir.

Bazen bir alışkanlığı bırakmaktır.

Bazen bir insanı…

Bazen yıllardır kurduğun bir planı…

Bazen herkesin senden beklediği bir hayatı…

Ve bazen de kendin hakkında yıllardır inandığın bir düşünceyi.

İnsan değişebilir.

Yönünü değiştirebilir.

Yeni bir başlangıç yapabilir.

Geçmişte yanlış bir yola girmiş olmak, hayatının geri kalanını da o yolda geçirmek zorunda olduğun anlamına gelmez.

Pusula bunun için vardır.

Kaybolduğunda sana yeniden yönünü gösterir.

Belki yolun uzun olacaktır.

Belki bazı yollar yoracaktır.

Belki beklediğinden daha geç varacaksın.

Ama yönün doğruysa, attığın her adım seni kendine biraz daha yaklaştırır.

Bu yüzden hayatta en önemli şeylerden biri hız değildir.

Bazen yavaşlamak gerekir.

Bazen beklemek.

Bazen yeniden başlamak.

Bazen de herkesten geride kaldığını düşündüğün bir anda aslında kendine doğru ilerlediğini fark etmek.

Çünkü insanın gerçek yolculuğu başkalarıyla yarışmak değil, kendisine ait olan yönü bulmaktır.

Ve belki de bu söz bize şunu hatırlatır:

Hayatta ne kadar erken vardığın değil, vardığın yerin gerçekten gitmek istediğin yer olup olmadığı önemlidir.

Saat durmadan ilerler.

Zamanı geri çeviremeyiz.

Ama pusulamızı her zaman yeniden ayarlayabiliriz.

Bugüne kadar yanlış yöne gitmiş olabiliriz.

Geç kalmış olabiliriz.

Bazı fırsatları kaçırmış olabiliriz.

Bazı insanları kaybetmiş olabiliriz.

Ama hâlâ yönümüzü değiştirme gücümüz vardır.

Çünkü hayat, yalnızca geçen zamandan ibaret değildir.

Hayat, o zamanın içinde hangi yöne yürüdüğümüzdür.

Ve bazen insanın kendisine verebileceği en büyük hediye, daha hızlı yürümek değil;

bir an durup pusulasına bakmaktır.

Çünkü doğru yöne giden yavaş bir insan, yanlış yöne giden hızlı bir insandan çok daha ileridedir.


 

Dergiler