Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Tuba ÇAKMAK

Son yıllarda çocuk yaşta işlenen ağır suçlar, özellikle cinayet vakalarındaki artış, yalnızca adli bir mesele değil; aynı zamanda derin bir toplumsal çöküşün göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocukluk, korunması ve geliştirilmesi gereken bir dönemken, bu yaş grubunda şiddetin böylesine uç noktalara varması, “suç” kavramından çok daha fazlasını sorgulamayı zorunlu kılmaktadır.


 


 

Suçlu Çocuk mu, Suça İtilmiş Çocuk mu?


 


 

Çocukların cinayet gibi ağır suçlara karışması çoğu zaman bireysel bir sapmadan ziyade, ihmal edilmiş bir sistemin sonucudur. Aile içi şiddet, istismar, yoksulluk, eğitimden kopuş, madde kullanımı ve suçun normalleştirildiği sosyal çevreler; çocuğu adım adım şiddetin içine sürüklemektedir. Bu noktada asıl soru şudur:


 

Bir çocuk, kendi başına mı katil olur; yoksa toplum onu bu noktaya mı iter?


 

Çocuklar, yetişkinler gibi gelişmiş bir muhakeme ve sonuç değerlendirme yetisine sahip değildir. Dolayısıyla işlenen suç kadar, o suçu doğuran koşullar da yargılanmalıdır.


 


 

Medya, Dijital Şiddet ve Duyarsızlaşma


 


 

Günümüzde çocuklar, daha erken yaşlarda şiddet içerikli dijital dünyaya maruz kalmaktadır. Oyunlar, diziler, sosyal medya ve haber dilinde şiddetin olağanlaştırılması; çocukların empati duygusunu zayıflatmakta, “can almanın” gerçek ağırlığını hissetmelerini engellemektedir. Sürekli tekrar eden şiddet imgeleri, zamanla çocuk zihninde normalleşmekte ve taklit edilebilir hale gelmektedir.


 


 

Eğitim Sisteminin Rolü


 


 

Eğitim, yalnızca akademik bilgi aktarmak değil; ahlaki, duygusal ve sosyal gelişimi de kapsamak zorundadır. Ancak sınav odaklı, rehberlik hizmetleri yetersiz, psikososyal destekten uzak bir eğitim sistemi; risk altındaki çocukları fark edememekte, erken müdahale şansını kaçırmaktadır. Oysa birçok vakada, cinayet öncesinde şiddet eğilimi, davranış bozukluğu veya yardım çığlıkları açıkça görülmektedir.


 


 

Ceza mı, Önleme mi?


 


 

Çocuklara yönelik ağır cezalar, kamu vicdanını kısa süreli rahatlatabilir; ancak sorunu çözmez. Asıl çözüm, önleyici sosyal politikalar üretmektir:


 

  • Aile destek programları
  • Psikolojik danışmanlık ve erken tanı
  • Riskli bölgelerde sosyal ve kültürel alanların artırılması
  • Okullarda etkin rehberlik ve değerler eğitimi


 


 

Unutulmamalıdır ki, bir çocuğu kurtarmak, gelecekte işlenebilecek bir suçu da engellemek demektir.


 


 

Sonuç


 


 

Çocuk yaşta cinayet işleme artışı, bireysel kötülükten çok toplumsal ihmalin aynasıdır. Bu meseleye yalnızca “suç ve ceza” penceresinden bakmak, sorumluluğu çocuğun omuzlarına yıkmaktır. Oysa çocuklar, toplumun en kırılgan üyeleridir ve onları koruyamayan her yapı, bu suçlarda pay sahibidir.

Gerçek çözüm; yargılamakta değil, önlemek, korumak ve iyileştirmekte yatmaktadır.


 

Dergiler