Zamanı Ötelemeden , An'da Yaşamak
Bazen, öyle bir zaman gelir ki, sevdiklerimizden ayrı kalmanın üzüntüsü kalbimize dokunur. Bu ayrılık bazen bir ölümle, bazen mekanlarla, bazende zamanla olur.Her ne şekilde olursa olsun, ayrılığın acısı çok büyük. Bağrınıza bir hançer gibi saplanır, yokluğu kalbinizi yakar, eksikliği bir çığ gibi içinizde yuvarlanıp durur, sonra bir göz yaşında yok olup gider o kaybediş...Hayallerde kalır her şey... Tekrar görüşmeler yok artık, o tatlı sohbetler yerini sessizliğe bırakır...tekrar kahvaltı hayalleri suya düşer... Dertleşmeler artık imkansız olur... Çünkü, artık kocaman bir yokluk vardır...
Zamanı geri getirmek mümkün olsaydı eğer, şimdiki aklımızla neler yapmazdık ki? Sevdiklerimizin dizinin dibinden hiç ayrılmaz, onların geçmişe takılı sohbetlerini, dizlerine yatar saatlerce ninni gibi dinlerdik... Belkide çocukluğumuzda yasayamadığımız, içimizde ukde kalan güzelliklerin hepsini, şimdiki aklımızla yaşar, hepsinin teker teker içinden geçerdik... Sevdiğimiz insanlarla hoşça vakit geçirir, mutluluğun dibine vururduk... Öyle değil mi?
Ne hoştur yaşlıların, eski kerpiç evlerinde biz gızanken diye söze başlayıp, çocukluklarını, hasretle anımsayıp, bir masal gibi anlattıklarını dinlemek... Onlar anlatırken bir uyku basar, hoş bir ağırlık olur çocuk ruhlarımızda.Onlar anlatırken, bizde onlarla birlikte o günlere gider, hayal ederdik yaşananları...Bir türlü aklımız almazdi karda yalınayak yürüdüklerine, açlıktan ninelerinin mısır söbeklerini öğütüp un yaparak yediklerine...Hayretle dinlerdik birbirleri arasındaki saygı ve sevgi dolu yaşantılarını.
Kendi aralarında ki hiyerarşik sistem, kaybolan gelenekselliğin içinde, bize tuhaf gelirdi, bir türlü anlam veremezdik anlatılanlara...görmemisiz öyle düzenli, sistemetik bir yaşam.Büyüklerinin önünden sırtlarını dönüp gitmezlermis, önce geriye gidip sonra donerlermis arkalarını büyüklerine mesela ninelerimiz... Büyüklerinin yanında diz çöküp otururlarmis...Diz cokmekte neymiş mesela bizim yaşantımızda,arkamizı dönüp gidersek ne olurmuş yani... Yitirdiğimiz değerleri onlardan dinlemek,bize sanki farklı bir kültürü ve toplumu anlatiyorlarmis gibi gelirdi anlam veremezdik en önemli kültürel değerlerimize...
Artık yaşayan canlı kültürel kaynağımız olan büyüklerimizi kaybettiğimizde anlıyoruz dinleyecek hikayelerimizinde kalmadiğini...Onları kaybettikten sonra anlıyoruz onlara yapilan ziyaretlerin, yaşanan görüşmelerin,gelip gitmelerin ne kadar kıymetli olduğunu...Keşke daha fazla ziyeret edebilseydik,daha sık gorusebilseydik demenin anlamını yitirdiğinin gerçekliği, onlar gittikten sonra kafamıza balyoz gibi iniyor... Sanki hiç gitmeyeceklermis, her zaman bizle birlikteylermis gibi hareket ettik.Yapilacak ziyaretleri sonraki günlere bırakmanın,araya ölüm girebileceği gerçekliğini dusunemedik.
Araya hayatın telasasini soktuk, koşuşturmacaların arasında toplumca kaybolup gittik...Yetişemedik hayatın hızına bir türlü, tavşan kaç-tazı tut oyunu oynadık hayatla toplumca... Sevdiklerinize zaman ayiramanin üzuntusuyle yandı bağrimiz,a ma beyhudeydi gelen hüzün...
Ne olurdu biraz işlerimizi geri plana atıpta,an'ı sevdiklerinizle doya doya yasayabilseydik...Peşinden kostuğumuz dünyaya yetişebildik mi? O zamanı geriye getirmek mümkünmüydu, o anı tekrar yaşayabilir mıydık? Yaşanması gerekeni ötelemeden o anda yaşasaydık daha iyi değil miydi?
Pişman olmamak için zamanı ötelemeden, her şeyi an'da ve doya doya yaşamak meğerse ne kadar kiymetliymiste biz bilememişiz...